Hikayemiz

MAQRÉ bir marka fikri olarak doğmadı, sıcak bir evin içinde büyüdü. Kumaşların katlandığı, kalıpların masaya serildiği, dikiş makinesinin hiç susmadığı bir evde. Babamızın kumaşları vardı, annemizin dikiş odası, bizim ise ellerimiz ve hayallerimiz. O evde üretim bir iş değil, gündelik bir hâldi. Kumaşlar konuşur, makaslar yön verir, eller neyin doğru olduğunu sezgisel olarak bilirdi. Sıcak kek kokusu, dikiş makinesi sesiyle karışırdı. Biz büyürken, siluetler de bizimle birlikte şekillenirdi. Çocukken bebeklerimizi giydirdik. Sonra İrem, Sinem’i giydirmeye başladı. Onun bedeni, hayal edilen bir formun ilk karşılığıydı. Henüz adına moda demiyorduk, sadece doğru olanı arıyorduk. Yıllar sonra bu sezgi, bilgiyle buluştu. Üretimin merkezinde geçirilen yıllar, kumaşın sınırlarını, dikişin sabrını, bir parçanın gerçekten nasıl doğduğunu öğretti.

MAQRÉ böyle kuruldu. İki kız kardeşin ortak hafızasından. Biri yapıyı kurdu, biri hayali taşıdı. Biri sistemi yönetti, biri silueti çizdi. Bugün MAQRÉ; köklü bir tekstil mirasını, sessiz ama güçlü bir estetikle yeniden yorumlar. Kullandığımız her etiket, her dikiş izi, her monogram; bir geçmişin izini taşır. MAQRÉ sadece trendleri anlatmaz. Bir duruşu hatırlatır.

Evden çıktı. Ama eve ait kalmayı hiç bırakmadı.